Türkçe ansiklopedi, sözlük, genel başvuru ve bilgi sitesi

Anasayfa > Makale ve köşe yazıları > Makale detayı

Yirmi Altı’sındaki On İki Eylül

Tamer Korkmaz - 13 Eylül 2006 Çarşamba, Zaman

Geçen hafta ekranda Hasan Mutlucan’ı görünce emir komuta zinciri içinde bir gülümseme ile “Hayırdır inşallah” dedim. Akabinde de, eylül ayına girmiş olduğumuzu hatırladım!

Neyse ki, bu defa endişeye mahal yoktu…

Damardan okuduğu kahramanlık türküleri 12 Eylül darbesinin fon müziği haline gelen Mutlucan bir yandan yeni kaseti hakkında konuşuyor, diğer yandan da darbe yanlısı bir sanatçı olarak algılanmasından duyduğu rahatsızlığı dile getiriyordu…

12 Eylül’ü yaşamamış veya o tarihte henüz doğmamış olanların ekseriyeti Evren Paşa’yı -Genç Bakış programının bütün çabalarına rağmen- ısrarla “Marmarisli Ünlü Ressamımız” diye tanıyorlarsa; darbeyi görmüş kimi vatandaşlarımız da Hasan Mutlucan’ı hâlâ “Kenan Paşa’nın Konsey’den yakın silah arkadaşı” sanıyorlar!

Mutlucan bu talihsizliğe içerlemekte yerden göğe kadar haklı: Bununla birlikte, yeni kasetinin 12 Eylül’e yaklaşan günlerde piyasaya sürülmesi “Hem ağlarım hem giderim, ben malımı bilirim” babında bir şaheser!

---

Kenan Paşa’nın ‘12 Eylül 1980’ adlı yağlıboya darbesi Sam Amcası’nın oğlu Şili Darbesi’nden (11 Eylül 1973) yedi yıl bir gün daha küçüktür…

Evren Paşa ve konsey üyesi arkadaşları aslında darbe tarihi olarak 11 Temmuz gününü kararlaştırmışlardı. Ancak, Demirel hükümetinin güvenoyu alması askeri müdahaleyi erteletti…

İkinci kez saptanan tarih ise 5 Eylül’dü: Kenan Evren anılarında dönemin Ankara Sıkıyönetim Komutanı Recep Ergun’un “gerekli hazırlıkları tamamlayamaması” sebebiyle darbe tarihini bir hafta ileriye atmak zorunda kaldıklarını yazmıştı…

Recep Ergun, darbenin üzerinden on iki yıl geçtikten sonra 5 Eylül tarihindeki değişikliğin kendisine bağlanmasına itiraz ediyordu. Parlamenter olduğu günlerde Ergun’dan 12 Eylül’ün hikayesini dinlemiştim. Şu cümlesi hep hatırımdadır: “En çok çekindiğimiz hadise, ihtilalin hangi çapta olursa olsun halkın mukavemeti ile karşılaşma ihtimali idi!”

Böyle bir mukavemet olmadı: Bu hem genetik olarak mümkün değildi; hem de vatandaşa “Oh be kurtulduk” hissi verebilmek için özellikle son bir yılda “olgunlaştırılmış” bir darbeydi, 12 Eylül!

Kontrgerilla, sol eliyle sağcıları, sağ eliyle de solcuları öldürmüş; Türkiye’ye tam bir kanlı kâbus yaşatmıştı…

11 Eylül günü Ankara’nın göbeğinde/Kızılay’da “faili meçhul!” bombaların patlatılmış olması ertesi sabah Hasan Mutlucan’ın sesiyle uyanacağımızın en çarpıcı işaretiydi…

Darbenin başarısını garanti altına almak için ihtilal anında NATO’nun Acil Müdahale Birliği (Allied Mobil Force) Anviel Express manevrası için Türkiye’de bulunuyordu! (Bkz: Almanya’da yayınlanan 7-8 Aralık 1996 tarihli Junge Welt)

---

12 Eylül öncesinin en sarsıcı suikastlarından birine imza atan M.Ali Ağca’nın derinlemesine soruşturulması için ek süre vermeyen dönemin Sıkıyönetim Komutanı Necdet Üruğ, ünlü tetikçinin cezaevinden uçurulmasından yıllar sonra şöyle diyecekti: “Ağca’nın kaçırılması tugayın içinden organize edilmişti. Darbelerin hukuku yoktur. Onu yapan her şeyi göze almıştır. Her türlü vasıtayı kullanır.”

1978/79’da Ankara’da teröre ivme kazandıran üç büyük kanlı eylemi organize eden (ve sözüm ona aranan) Abdullah Çatlı ise darbeden sadece yirmi iki gün sonra 12 Eylül yönetiminin yetkili adamlarınca yurtdışına gönderiliyordu!

Bu makale hakkında

Tamer Korkmaz tarafından yazılan bu makale, 13 Eylül 2006 Çarşamba günü yayınlanan Zaman Gazetesindeki köşe yazısıdır.

Diğer köşe yazıları

Tamer Korkmaz
Tamer Korkmaz tüm makaleleri
Zaman Gazetesi'ndeki tüm makaleleri