ORTAYA BİR BUÇUK KARIŞIK MECZUP:
Cinayetin işlendiği sabah İsmailağa Camii’nde yaklaşık iki bin kişi varmış…
Üst düzey bir emniyet yetkilisi linç olayına yirmi kişinin karıştığını söylüyor: Görgü tanıkları ÜÇ kişinin “Vurun!” diyerek linci tetiklediğine dikkat çekmişler! Katil Mustafa Erdal’ı bu üç kişi itmiş; elindeki bıçağı almaya çalışmışlar. Ardından gelen yirmi kişi de tekmelemeye başlamışlar…
Demek ki neymiş? Olay yerinde üç adet ‘Jack Ruby’ varmış: Yani, Jack Ruby rolü çerçevesinde sefer görev emri almış üç aktör bulunuyormuş!
Cinayetten önceki gece tuvalette tam bir buçuk saat cep telefonu ile konuşan Mustafa Erdal’ın ev ahalisinden gizleyecek bir şeyleri olduğu anlaşılıyor: Son derece hayati bir ayrıntıdan söz ediyoruz…
Bu detayla birlikte, dayısının yeğeni Mustafa için “Meczup değildi” dediğini bir kez daha hatırlayalım…
Provokasyon filmlerinde meczup istihdam etmek adettendir: Çünkü, cinayetleri hasıraltı etmek için alabildiğine kullanışlı, uzun yıllar garantili, su geçirmez bir yöntemdir…
Provokasyonun açığa çıkmasından rahatsız olacaklar için “Adam sen de, meczubun teki imiş, işte!” repliği tadından yenmez…
İsmailağa Suikastı ile ilgili çok ciddi kuşkular ortaya çıkmışken “Provokasyon ihtimalinin geçerliliği yoktur. Cinayet garanti meczubun işidir” diye ahkam kesenlere rastlıyoruz…
Üstelik, bu kez gözbağcılık “Ben sizin yerinize ‘meczubun işidir’ derim; böylelikle ne kadar iyi döndüğümü de göstermiş olurum” psikolojisiyle hareket edip Egemen Medya’nın Hasıraltı Cemaati’ne yazılmış olanlardan geliyor!
“Katil Üçüncü Halka Mürit” başlıklı sürmanşete ne demeli, peki? Bu güdüleyici haber, kamuoyuna “İşbu katil, bal gibi İsmailağa Cemaati’nin adamıdır” demek istiyor! Provokasyonun ihtimalinden bile rahatsız olanlara ilaç gibi gelir, böyle bir haber…
Soru şudur: Katil, üçüncü halka da olsa gerçekten mürit miydi? Söz konusu “mürit” haberi İsmailağa Cemaati’nin önde gelen isimlerinden Zekeriya Yücedal’ın söylediklerine dayanılarak yapılmıştı. Ne var ki, Yücedal “Üçüncü halka müritler Cüppeli Ahmet’in cemaate getirdiği tiplerdir. Katil de o kişilerdendir” diye bir beyanının kesinlikle olmadığını, bu cümlenin Hürriyet muhabiri tarafından uydurulduğunu söylüyor!
---
ORTAYA BİRBUÇUK KARIŞIK TEZKERE:
Lübnan tezkeresini önceki gün Meclis’ten geçirerek cebine koyan Başbakan Erdoğan “Keşke 1 Mart’ta Irak tezkeresi de geçseydi. Gitmiş olsaydık bugünkü tabloyu yaşamazdık” diyerek “pişmanlığını” dile getiriyor!
1 Mart Tezkeresi’nin Erdoğan’ın ABD ile arasını bozduğu malum: O nedenle mazi kalbinde yaradır, başbakanın; buna mukabil, Irak tezkeresi Türkiye’nin ABD’nin yörüngesinden çıkışının ve tarihte ilk kez ABD’ye karşı dik duruşunun bir numaralı belgesidir…
Sözünü ettiğim bu duruş asla soyut bir hadise değil: 11 Haziran 1944 tarihinden bu yana ABD ile olan bağımlılık ilişkimizde filmin kopuşu demek!
1 Mart’ta ABD’ye hayır dememiş olsaydık, Amerikan askerleri Güneydoğu’da konuşlanacaktı. Orada yatıya kalacaklardı. Bunun kırk tane de yan etkisi olacaktı!
Gayrımeşru Irak Savaşı’nın destekçisi pozisyonuyla Türk askeri Irak’ta işgal kuvveti muamelesi görüp hedef olacaktı. Ki, bu kamyoncularımızın hedef olmasından çok daha berbat bir durumdu…
Türkiye’nin bugün İslam Coğrafyası’nda ve Ortadoğu’da kazandığı ciddi itibar ABD’ye karşı duruş anlamına gelen Irak tezkeresi sayesindedir. Bu saygınlığın meyvelerini de en başta Erdoğan hükümeti yiyor!
Başbakan’ın özellikle son dönemde ABD’yi memnun etmek için attığı kimi kritik adımlar var: Gelgelelim bu adımlar Türkiye’nin milli duruşu ile paralellik arz etmiyor…