Otopsi tutanağı, -İsmailağa Camii’nde emekli imam Bayram Ali Öztürk’ü bıçaklayarak öldüren- Mustafa Erdal’ın linç edildiğini doğruladı…
Katilin dövülerek öldürüldüğünü kanıtlayan otopsi raporu Mustafa Erdal için “Başını mihraba vurarak intihar etti” diyen polisi de yalanlamış oldu…
Adli Tıp linci teyit etti; ancak hiç kimse gözaltına alınmadı: Acep, ne iştir?
Milliyet bu durumu manşetine “şaşırtan gelişme” diye yansıtırken “Linci gerçekleştiren cemaat üyeleri ortalıkta dolaşıyor” diyor. Üst düzey bir polis, gazeteye “Linç olayında faili bulmanın ne denli zor olduğunu” anlatmış; “Herkesin ifadesine başvuracağız. Ama o esnada içeride kimlerin olduğu bilinmiyor” diye de eklemiş…
Lince karışanların bulunması kolay değil; ancak mutlaka bulunmalı: O vakit, lince öncülük edenlerin cemaat mensubu kişiler mi, yoksa provokasyonda yardımcı rollerde oynayan aktörler mi olduğu hususu da açıklığa kavuşur!
Diyeceğim o ki, İsmailağa Camii’nde emekli imamın öldürülmesini müteakip katilin üzerine yürümekle görevli bir veya birkaç Jack Ruby var mıydı, bunu bilemiyoruz…
Jack Ruby? 1963’teki JFK suikastının resmi zanlısı Lee Oswald mahkemeye çıkarılmak üzere iken Jack Ruby tarafından öldürülmüştü…
Ruby, 1967’de kanserden ölmeden önce yattığı hapishane hücresinden arkadaşına yazdığı mektupta şöyle diyordu: “Oswald’ın konuşmasını engellemek için kullanıldım. Beni enayi yerine koydular. Bir gün Başkan Johnson’ın nasıl bir adam olduğunu göreceksin…”
---
İsmailağa Provokasyonu’nda çok ilginç detaylar var…
Kardeşlerinin anlattığına göre, Mustafa Erdal cinayet gecesi tuvalete girerek cep telefonu ile tam bir buçuk saat konuşmuş!
Acaba kendi kendine mi konuşmuş?!
“Psikolojik sorunları vardı. O nedenle kendisiyle konuşmuş olabilir” diyenler çıkabilir, pekala…
Dayısı, yeğeni Mustafa Erdal için “Akli dengesi yerindeydi. Psikolojik tedavi falan da görmüyordu” diyor!
Provokasyon senaryosuna göre, katilin terelelli diye lanse edilmesinin sayısız faydaları vardır!
Mustafa Erdal, kalbinden bıçaklayarak öldürdüğü Bayram Ali Öztürk’ü o kadar çok övüyormuş ki, anlata anlata bitiremiyormuş…
Hal böyleyken, dayısı “Cinayeti neden işlediğini bilemiyoruz” diyor. Sadece dayısı değil hiç kimse herhangi bir cinayet nedeni söyleyemiyor!
---
Bir kısım medya İsmailağa Cinayeti’nin provokasyon olma ihtimalini dahi sevmiyor…
Mesela, Cumhuriyet, “Katile Camide Linç!” manşetini attı: Cinayetin öznesi emekli imam olduğu halde, gazete camideki linci odak noktasına koymuş. Yani, optik çarpıtma yapmış…
Hürriyet’teki ‘Yeter Söz Milletindir’ sütununda yer alan bir okur mektubunu birlikte okuyalım: “İsmailağa Camii’nde cemaat bir katili döve döve öldürüyor! Tabii, Türkiye’de şeriat var, yakalayacaksın, şeriat mahkemesinde yargılama, hemen öldür. Menemen’de de öyle olmadı mı?”
Gördüğünüz gibi, İsmailağa Cemaati sokaktan bulduğu ilk katili çevirip özel olarak camide linç etmiş!
Bu satırları sadece bir okurun görüşleri olarak ele almayınız. İsmailağa Provokasyonu’nu yapanlar, olayın Türkiye kamuoyunda bu okurun hissiyatına benzer biçimde algılanmasını istiyorlar…
Bir yandan dindar kesim tahrik edilmek isteniyor diğer yandan laikçi kesime Menemen’i çağrıştıracak illüzyonlar sunuluyor…
Kalbinden bıçaklanarak öldürülen emekli imamın zerre kadar kıymeti yok!? Cinayetin provokasyon olabileceğini de zinhar aklımıza getirmemeliyiz!
12 Eylül öncesinde başta Kahramanmaraş ve Çorum olmak üzere yurdun dört bucağında tezgahlanan seri kanlı kâbuslarla bu vatanın evlatları ateşe atılırken, yabancı basın “Türkiye’deki olaylarda uluslar arası gizli servislerin rolü var” diye çatır çatır yazıyordu…
İçeride ise sağ veya sol hiç kimse provokasyonları sorgulamaya yanaşmıyordu!